Created by Crazyprofile.com

doktor ömer

Ömer'in hayali oyunları doktorlukla başladı...

Yaşadıklarından sonra doktorları hiç sevmeyeceğini bekliyordum, ama o doktora gidince doktorların sözlerine harfiyen uyuyor ve güzelce muayene oluyor ve hatta Gülnihal Hn'ı muayene bile ediyor...

Şimdilerde kendisini doktor sanıyor ve günde en az birkaç kez kendisinin doktor olduğu hikayeyi anneannesine anlattırıyor...Anons ediyor kendisini: " Prof. Dr. Ömer Koşar, lütfen acile geliniz, hastanız var".

Bir keresinde bana dedi ki: "Annecim, ben doktor olucam, cerrah, Amerikan Hastanesinde doktor olucam".

Bu sempatisi sebebiyle biz de Ömer'e bir doktor önlüğü aldık, o da zevkle giydi:)

Ömer doktor iş başında;



Bu arada tatili devam ediyor Ömer'in. Haftasonu ziyaretine gittik, bize biraz tavırlıydı ama orayı çok seviyor, İstanbul'a dönmek istemiyor.

 

sen yeter ki hep ümit et, hayat döner sana...

Ömerciğim,

Canım oğlum,

Zaman zaman aklının bir köşesinde bulunsun diye seninle bu sayfalarda benim de beğendiğim şiirleri, yazıları paylaşıyorum...Televizyonda bir dizi izledim geçenlerde, küçük kadınlar diye...Dizinin jenerik müziğinin sözlerini duyduğumda ise, işte dedim keşke bu şarkıyı Ömer hastanede yatarken duysaydım...

Kalbin ağlasada gülümse inadına
Düşler takıp saçlarına yürü umutlara..
Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara..
Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada
Sen yeter ki hep ümit et,
Hayat döner sana..
O pembe gülyüzünü kederle soldurma
Dalda ki son yaprak gibi
Sarıl hep hayata
Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada
Sen yeter ki hep hayal et,
Hayat döner sana..
Unutma !
Göğün asıl rengi mavidir
En kör gece bile sabahtır sonunda
Kalbin ağlasada gülümse inadına
Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara..
O pembe gülyüzünü kederle soldurma
Daldaki son yaprak gibi
Sarıl hep hayata
Geçerken acılardan gülmeyi unutma
Fırtınalara direnmektir yaşamak birazda
Kurduğun hayalleri yağmurlar yıksada
Sen yeter ki hep ümit et,
Hayat döner sana...
Sen yeter ki hep ümit et,
Hayat döner sana...

geniz eti ameliyatı ve sünnet

Ömer'in geniz eti problemi olduğundan hep şüpheleniyorduk, ancak kesin teşhis için nezle-grip olmadığı bir dönemde muayene olması gerekiyordu. Yaz başı gittik KBB doktoruna ve beklenen teşhis kondu, ameliyat önerildi.

24 haziran günü tuttuk hastanenin yolunu, madem genel anestezi alacak, sünnet de olsun mu diye danıştık uzmanlarına, çok iyi olur dediler.

Ameliyat öncesi hastanede, Ömer'in deyimiyle "doktor inek"le Ömer;



Odamızda ameliyat öncesi bekleme;


Ameliyat öncesi, huzurlu ve stressiz girsin ameliyata diye bir ilaç verdiler Ömer'e, biraz kafayı buldu sanırım:)




Çok şükür ameliyatımız da sünnet de çıktı aradan. Bu günde minik kuzuları ile yanımızda olan Kömür ailesine ve telefonları ve geçmiş olsun dilekleriyle bizi yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza çok teşekkürler...

ömer tatilde...

Uğruna günlerce beklediği, geldiğinde ise Ömer'in kargoyu getiren kişiyi bile mutlu eden sevinç gösterileri sergilediği traktörü...Şimdilerde sitede karpuz, bahçelerden çöpe gitmek üzere çıkan her nevi ot ve alışveriş torbaları taşıyarak sabah-akşam servisleri yapıyor traktörle, doğal hayata da uyumlu yaşıyor:)



Traktör saati bitince de gelsin bisiklet saati:) Balkonda, evde, sokakta farketmiyor hiç...Düz yolda iyi de, yokuş yukarı hep biz itmek zorunda kalıyoruz..




Ömeri ziyarete gidince hep beraber Akbük koyuna gittik, o da biz de denize doyduk.



Malum en büyük zevkimiz, en önemli ilgi alanımız tekneler. Pek tekne sayılmasa da motorlu kayıklara bindik, Dalyan'ı gezdik...


Birisi dümen mi dedi?İşte kaptan Ömer;




Ve İztuzu plajı, yaşasın sonunda gerçek kum:)

Mutlu Ömer teknede...Kıyıya yanaşıyoruz ama, halatı çekiyor...Ve eve gitmeyelim anne diyor..


Poz ver oğlum deyince, ne çıkar? Aşağıdaki Ömer:)



Fonda tekneler, elinde kek ile Ömer...Çökertme koyu;



Ve aynı karede yakalamak çok zor olsa da güzeller güzeli Mira ile Ömer...

Ömer@Legoland

Çok zaman geçti üzerinden gerçi.
Mayıs sonlarıydı, ana-oğul kısa bir tatil yaptık.
Fotoğrafları merak eden dostlarımız varmış, biz de memnuniyetle paylaşıyoruz.
Ama sadece küçük bir kısmını.


Bota binmek üzere sıradayken...


Orada hayatımı kolaylaştıran puset vari bir araba...Olmasaydı ne yapardım bilmiyorum


Ömer, Legolardan yapılmış bir korsanla beraber. Doğumgünü pastamız bile korsanlıydı, Ömer'in keyfini düşünün artık:)


Gökyüzünde ama raylar üzerindeyiz, üstelik bu tren vari araba sadece pedallarla hareket ediyor. Neyse ki pedalı çeviren ön koltukta oturan baba ve kızı:)


Gemi, kayık, tekne, dümen...Ömer'in en sevdiklerinden...Yani dümen varsa, Ömer başına geçmeden olmaz...

Bir nevi akülü araba bu resimde gördüğünüz, ehliyet aldı oğlum sürüşün sonunda:)


Bu kayığa binmek için o kadar çok kez sıraya girdik ve bekledik ki, sayısını bile unuttum.


At turu...

Ambulansa da bayılır benim oğlum, eh içinde kalmadı oyuncak da olsa kendi boyutlarına uygun bir ambulansın şofor koltuğuna oturmuş oldu.

Bu da benim gördüğüm en sevimli palyaço...

Legolardan yapılmış bir köpekle...

Uslu uslu sıra beklerken, bilmem kaçıncı kez, hangi oyuncak için? (muhtemelen kayık!!!)


Dönüşümüz, tren istasyonunda trenin gelmesini beklerken...


Niye dönüyoruz ki sanki?

Havaalanında da oyuncaklar!!! Kaçırırmıyız hiç:)

Uzaya gidiyormuş:)

babacığım, babalar günün kutlu olsun:)

Bu fotoğraf,

Bu t-shirt,

Ömer'in gözlerindeki ışıltı,

Yüzündeki gülümseme

Herşeyi anlatıyor...

-------------------------------------

İyi ki varsın "babacığım"

Babalar günün kutlu olsun...

Ömer

***

Zaman denilen devridaim makinesi, rengarenk bir dönme dolap gibi, allı morlu ışıklar saça saça, bir aşağı bir yukarı taşıyacak bizi; oğlu babaya, babayı oğla dönüştürerek, çocukları büyütüp büyükleri küçülterek, bir "neydik, ne olduk" oyununda ömürler söndürüp son durakta herkesi başladığı yere döndürerek...

En iyisi oğullaşmış babalar, babalaşmış oğullarla üç kuşak bir arada binmeli bu güzelim çarkıfeleğin ışıklı vagonlarına...

Ve itişmeden uçuşmalı, tutunup zamanın uçsuz bucaksız kanatlarına..

Can Dündar

karne...

Bu sene 2.

Toplamda 3. karnesini aldı Ömer

Ben ondan heyecanlıydım

Akşama kadar saklı durmuş karnemiz,

Anneme sürpriz o diye açtırmamış kimselere

piknik:)

Bu haftasonumuz çok yoğun geçti. Cumartesi günü şirket pikniğimiz vardı, çocuklar için şişme kocaman bir oyuncak kurmuşlardı...Çocuklar bayıldı, hem keyiften, hem yorgunluktan...

 

 

Farkında olmalı insan...

Ömer'ciğim,

Zaman zaman bloguna aşağıdaki gibi yazılar ekliyorum, benim günlerimden...Aklının bir köşesinde bulunsun...

Annen

 

Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!'Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!'Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli. ?
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

Can Dündar

üçü bir arada:)

Kahve reklamı gibi oldu biliyorum, ama onları çok güzel tanımladı...Çünkü bence onlar birbirini çok güzel tamamladı:)

Ali Candaş 1 yaşında, Ceren 2 yaşında, Ömer 3 yaşında....

Ceren'in Ali Candaş'ı öpüşü, Ömer'in de Candaş'ı kucaklayışı ve bundan aldıkları keyif hala gözlerimin önünde...

Biz erkencilere daha sonra Tara& ailesi ve Melek Buse&ailesi de katıldılar. Ama onların fotoları daha sonra...

Çok güzel, keyifli bir pazardı...